1570003

Oysa ki…

Oysa ki ne kadar mükemmel bir gündü Ahmet için. Ahmet diyorum çünkü Ahmet sen ve ben gibi. İçimizden. Herhangi birisi. Her gün karşımıza çıkan birisi. Aynen her gün karşımıza çıkabilcek olaylar gibi.

 

Dalgalı sahile karşı oturdular Ayşe ile. Gün neredeyse batmak üzere. Hafif bir meltem esintisi var. Hani olur ya, yazın çok terlediğinizde içinizi serinleten o tatlı meltem. Hah işte ondan. Aylardan Mayıs. Martılar her zamanki yerinde, yine simit atanları kovalıyorlar. Balık tutan amcalar bile aynı yerde. Balonu gökyüzüne uçan küçük kız çocuğu da yine her zamanki yerinde, başını kaldırmış gökyüzüne bakıyor, belki döner diye. Birazdan ağlayacak. Gün yine batıdan batıyor. Zaten doğudan da doğmuştu yine. Yani kısacası yine her şey olması gereken gibiydi. Yine turuncuydu güneş, yine nefes alıyorduk biz. Bir tek şey hariç. Ayşe. Arkasına bakmadan çekip gitti. Dün Ahmeti olduğu gibi sevene Ayşe, bugün o özellikleri ile aşık olduğu adamın, yine o özelliklerini eleştirdi ve çekti gitti. İşte bu kadar basit kadınlar için “aşk” dedikleri şey. Aylarınızı, yıllarınızı, ömürlerinizi, sevgilerinizi, saygılarınızı çalarlar, alıkoyarlar, ama hep ilk onlar terk ederler. Hem de ne için? Sizi siz yapan özellikleriniz için. Kısacası; sizi siz olduğunuz için severlerken, siz olduğunuz için de nefret ederler sizden. En büyük ortak özellikleri bu kadınların.

 

Bugün yine bir Ahmet üzüldü, yine bir Ayşe terk etti. Bugün yine sıradan bir gün. Her zamanki gibi senaryo. Değişen bişey yok. . Nasılsa yan yatmıyor gemiler, eteklerimizde de güneş rengi bir yığın yaprak yok… 😉